top of page

Fast Fashion'dan El Emeğine: Neden Üretebildiğim Kadar Üretiyoruz

23 May
1 dakikada okunur

Biliyorum, bu sorular geliyor: "Neden stok bitişi? Neden her modelden sınırlı sayıda? Neden hep satış dışı?". Ve açıkçası, biz bu soruları dinlemekten hoşlanıyoruz. Çünkü o sorular, tam da yapmak istediğimiz şeye işaret ediyor.

Bu çağda eğer bir marka sana "sınırsız stok, her zaman hazır, aynı şekilde milyonlarca tane" diyorsa, o markanın biraz tuhaf bir hikayesi vardır. O hikaye genellikle fabrikada, makinelerde, kalıplandırılmış üretimde yazılı. Fakat Çakmantar'ın hikayesi bambaşka.

Her bir çakmantarımız biz tarafından, el tatlı, özen ile, sabırla örülüyor. İşte bu yüzden "Birinci partiye 50 tane, ikinci partiye 75 tane" diye bir ritmik üretim vardır. Daha fazlasını yapamayız çünkü daha hızlı yapamayız. Ama daha hızlı yapmak da istemiyoruz.

Biliyor musunuz? Bazen bu sınırlılık, tam da bir üstünlük olabilir.

Çakmantar sahipleri bunu anladıkları için, satın aldıkları andan itibaren, kendi ellerimizin çizgiğini taşıyorlar. Sadece ürün taşımıyor, bir emek hikayesi taşıyorlar. Söyle bana: Fabrikada röntgen çeken makinenin eline dokunduğunda hissedebiliyor musun? Ama el emeğinin eline dokunduğundan... kesinlikle hissedebiliyorsun.

Bu yazıyı yazarken, birinin bu yazı okuduktan sonra kafasında "Ah, bu yüzden daha pahalı" düşüncesi yerine, "Ah, bu yüzden daha değerli" düşüncesi yeşermesini umuyorum. Çünkü pahalı ve değerli çok farklı şeyler. Pahalı satış fiyatı. Değerli ise emeğin sahiciliği.

Çakmantar seç, seri üretimden kaç. ✨

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


bottom of page